
Döküm işçileri Ekmek paralarını alınlarının gerçek teri ile kazanıyorlar. 1400-1600 santigrat derecelik erimiş madenin karşısında yaz, kış demeden ekmek parası için verilen meşakkatli bir zanaat onlarınki…
Fotoğraf:Burak Somuncu
Ekmek paralarını alınlarının gerçek teri ile kazanan emekçiler onlar. Döküm atölyelerinde 1400-1600 santigrat derecede yanan ocakla beraber eriyip, şekillenir hayatları. Erimiş madenin patlaması ile gözünü kaybeden, kolunu, bacağını yakıp yaralayan döküm işçileri onlar. İnce işçilikle, ağır işçiliğin birleştiği belki de tek meslek dalı dökümcülük. Böylesine zorlu şartları olan dökümcülüğü ve döküm işçilerini daha yakından tanımak için Adana sanayi sitesinde bulunan döküm atölyelerini ziyaret etmeye gittim. Ne zamandır fotoğraf arşivimde olamasını istediğim görüntüleri yakalama çabasındaydım. Adana Sanayi Sitesi’nde Yanan ocaklarının dumanından duvarları simsiyah olmuş küçüklü büyüklü birçok atölye içinde bacasından dumanı yeni yeni tütmekte olan atölyenin önüne geldiğimde, işyeri sahibi Mehmet Usta ile karşılaşıyorum. Kısa bir tanışmanın ardından siyah silisli döküm kumları içinde 5–6 İşçi yoğun bir çalışmayla döküm için kalıp hazırlarken buluyorum.Fotoğraflarını çekmek istiyorum çalışan emekçilerin biraz rahatsız olsalar da, varlığıma zamanla alışıyorlar.
“Herkes birbirini lakabıyla çağırıyor”
Atölyenin işçilerinden Çökelek Apo(Abdullah Arık) Ocağın yanmasından, madenin eriyip hazır hale gelmesinden sorumlu. “Burada bulunan herkesin bir lakabı vardır. Herkes birbirini lakabıyla çağırır. Bak şu kalıp hazırlayan iri yarı adam Amiral(Adanan Karabulut) az ilerde duran namı diyar Kürt Ali, bu yanımdaki Rambo(Mehmet), elinde döküm potası olan Şişko(Fehmi)” diyerek arkadaşlarıyla tanıştırıyor. “Kendimi bildim bileli dökümcülük işindeyim. Çocukken başladım bu mesleğe, aşağı yukarı 39–40 yıl oldu” diyor. Ocağın başında dururken küçük bir patlamayla aniden irkiliyoruz. Atölyedekiler gülüyor halimize, patlama ocağın içinde erimekte olan madenlerden kaynaklanıyor. Ayaküstü sohbetimize devam ederken, Çökelek Apo yaptığı işi şöyle anlatıyor bizlere: “Ocağı yanar hale ben getiriyorum. Maden eriyip hazır hale geldiğinde ocağın ağzındaki tamponu patlatıp madenin potaya akmasını sağlıyorum. Madenin içinde bulunan pisliği de ocağın yan tarafında bulunan curup kısmından belirli aralıklarla boşaltıyorum. Ocakta ermiş bulunan madenin sağlıklı bir şekilde potaya akmasına yardımcı olan oluğun tamiri de bana ait. Kısaca, ocakla ilgili her şey benden sorulmakta.” Ocak iyice ısınıp maden yavaş yavaş erimeye başlarken, Çökelek Apo’nun yanında daha fazla duramıyorum. Sıcaklık bedenimi iyiden iyiye rahatsız etmeye başlıyor.
“Kalıplama işi çok hassastır. Sabır ve dikkat gerektirir”
Atölyede son kalıpların yapıldığı bölümde Amiral(Adnan Karabulut) elindeki maden küreğiyle derecenin içine elenmiş ince silisli kumu dolduruyor. Yapmakta olduğu işi kendisine sormadan şöyle anlatmaya başlıyor:“Kalıplama işi çok hassastır. Sabır ve dikkat gerektirir. Önce ‘maça’ yapılır. ‘Maça’ dökümü çıkacak malın iç kalıbıdır. Her iş için maça hazırlamak zorunlu değildir. Kalıbı alınacak işe göre bu durum değişebilmekte. Bezir yağı, kömür tozu ve ince kum karıştırılıp şekil verilir. Bu kısım çok önemlidir. Sabır ve incelik burada devreye girer. Kalıbı bire bir bozmadan dikkatle çıkarmak, dağılmasını önlemek gerekir. Ardından fırınlanıp sertleştirilir, kurutulur. Artık maça hazırdır, derecelerinde yardımıyla kalıplamayı yaparsınız.”
Sıcak ve yanma tehlikesi bir yana, döküm işçilerini bekleyen en tehlikeli durumlardan biri de kalıplama kumlarının çıkardığı tozlar. Bu tozlar yüzünden Akciğer hastalıkları başta olmak üzere birçok rahatsızlıkla karşı karşıya kalmaları bu mesleğin ne kadar zor bir zanaat olduğunu bir kez daha gösteriyor.
“Bu işte yanmayan yoktur. Yanmazsan para kazanamazsın”
Yaptıkları iş ateşten de tehlikeli, ateş düştüğü yeri yakar ama erimiş maden öyle değil. Erimiş maden, adeta değdiği yeri delip geçiyor. Döküm ocağının içindeki maden hazır hale gelirken Şişko Fehmi’de yavaş yavaş hazırlanmakta. Erimiş madeni taşıyacağı poşementleri(küçük pota) hazır hale getirirken, Yaptıkları işin zorluğunu şu cümleleriyle dilendiriyor; “Bizim işte yaz kış yoktur. Durmak yoktur. Erimiş maden çok beklemez hızlı olmak gerekir. Hızlı olurken dikkat çok önemlidir. Bu işin şakası da olmaz. Bir aşağı bir yukarı atölyenin içinde taşıdığımız şey 1400-1600 santigrat derecede erimiş olan sıvı madendir. Her an yanma tehlikesi bizimle beraberdir. Zaten bu işte yanmayan yoktur. Yanmazsan para kazanamazsın” Fehmi usta gördüğü iş kazalarını anlatırken, kolunda ve bacağında oluşmuş olan yanık izlerini gösteriyor. “Çok şükür büyük bir iş kazası yaşamadım. Ufak tefek yanıklarla geldik bu günlere ama benim kadar şanslı olmayan arkadaşlarımda vardı. Bu meslekte maden sıçraması yüzünden gözünün birini kaybetmiş, elini, kolunu büyük ölçüde yakıp işi bırakmış arkadaşlarımda var.” Sohbetimiz yine yarıda kalırken. Ocakçı başı Çökelek Apo madenin kıvama geldiğini bağırarak arkadaşlarına bildiriyor. Tüm atölye çalışanları ocak başında toplanıyor. Büyük pota iki kişinin karşılık tutuğu demir desteklerle ocağın ağzına dayatılıyor. Atölyede artık kalıplama işi bitmiş durumda. Şimdi ki iş ise çok daha meşakkatli, sıcak madeni 5-6 saat sürecek bir zaman diliminde durmaksızın kalıpların içine boşaltma zamanı. Çalışanların birbirleriyle şakalaşırcasına yaptıkları atışmalarıyla başlıyor maden dökme işi. Ağızlardan düşürmedikleri sigaralarının eşliğinde poşementlerine(pota)aldıkları erimiş madeni kalıplara dikkatle taşıyıp döküyorlar.
“Yazın çalışırken 4–5 kere duşun altına giriyoruz”
Potadaki erimiş maden, işçilerin kararmış suratlarında, terinde etkisiyle parlıyor adeta. Çalışma koşulları oldukça yıpratıcı. İşçiler bir potada yaklaşık 30 ila 40 kg arası bir ağırlığı kaldırıp, kalıplara aktarıyorlar. Maden 1600 derecelerde eriyor. Sıcaklık adeta yüzümüze vuruyor ve ürperiyoruz. Ocakta ufak tefek kazalar yaşansa da küçük tedbirlerle geçiştiriliyor çoğu zaman. Genellikle ayaklarda ve ellerde yanıklar olurken, erimiş madenin kalıplara döküldüğü esnada kalıbın hava delikleri açılmamışsa; maden patlama yapabiliyor. Ustası olan önlüyor bunu ama çoğu işçi bu tip olaylardan zarar görebiliyor. Patlamanın bir başka sebebi de, özelliklede kışın kalıpların içine giren küçük kurbağalardan kaynaklanıyor. Genellikle mesai bittikten sonra atölyenin içinde küçük kurbağa yavruları dolaşırken, şanssız olanlar kalıbın deliğinden içeri düşüp ölümü bekliyorlar. Zaman ilerledikçe atölyedeki kalıplar bir bir dökülüyor. Kalıplardan çıkan duman atölyeyi yavaş yavaş sarıyor. Çalışanlar bu durumdan pek etkilenmesede sıcak beni kapıya doğru çekiyor. Halimizi gören Kürt Ali gülerek yanıma geliyor. Yazın atölyede çalışırken sıcağında etkisinden dolayı 4–5 kere duşun altına girdiklerini anlatıyor. Ocak yandığında atölyenin bir hamamdan farkı olmadığını belirtiyor.
“5-6 saatte 10 ton maden eritiyoruz”
Yanmakta olan ocağa, erimemiş halde olan maden, atölyenin üst katında bulunan bir bölmeden yükleniyor. Bu olaya da tanıklık etmek adına yukarı çıktığımda, Baba Şahin lakaplı kalfa ile tanışıyorum. Elinde bulunan 3–4 metreyi bulan uzun ince boruya benzer bara ile bulunduğu yerden ocağın içine atmakta olduğu madenlerin dibe çökmesini sağlıyor. Ocağın yanmasında kullanılan kömürler de buradan yükleniyor. Bu arada ocak kömürle yandığı için kupol ocak dendiğini de Baba Şahinden öğreniyorum. Buranında sıcaklık bakımından aşağıdan kalır yanı yok. Burada da yapılan işin çok zor ve tehlikeli. Baba Şahin bu konuda ki bir anısını şöyle anlatıyor: “Başka bir atölyede çalışan bir meslektaşımız yukardan ocağı baralarken(karıştırırken) bir anda ayağı kayıp yanmakta olan ocağın içine doğru düşer. Diğer çalışan işçilerin de yardımıyla düştüğü yerden çabucak geri çekilir. Bu kaza sonucu bir gözünü kaybeder. Yüzünün bir tarafında da yanıklar oluşur. Çok şükür bizim atölyede böyle bir büyük kaza yaşanmadı.” Baba Şahin’e ocağa günde ne kadar maden yüklediğini soruyorum:” Sabahtan ocağı yakıyoruz akşam 6’ya kadar yandığı günlerde oluyor. Ortalama 5-6 saatlik bir zaman diliminde 10 tona yakın maden eritiyoruz. İş bittiğinde bizde bitiyoruz. Çünkü, gerçekten çok yorucu oluyor” diyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder